<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Arnavutköy Haber | Köşe Yazıları</title>
	<atom:link href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/kategori/kose-yazisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://arnavutkoyhaber.com.tr/kategori/kose-yazisi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Jan 2015 13:25:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://arnavutkoyhaber.com.tr/wp-content/uploads/2018/02/cropped-logo_header-1-32x32.png</url>
	<title>Arnavutköy Haber | Köşe Yazıları</title>
	<link>https://arnavutkoyhaber.com.tr/kategori/kose-yazisi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>DÜNYA MÜSLÜMANLARI BİZE NASIL BAKIYOR</title>
		<link>https://arnavutkoyhaber.com.tr/dunya-muslumanlari-bize-nasil-bakiyor/</link>
					<comments>https://arnavutkoyhaber.com.tr/dunya-muslumanlari-bize-nasil-bakiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[&#62;]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2014 02:00:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arnavutkoyhaber.com.tr/?p=3348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Facebookta eklediğim Kazablanka’lı facebooktaki adıyla Muhammed Hatice; paylaştığı düşüncesini siz Arnavutköy haber okurlarıyla paylaşmak istedim.&#8230;</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/dunya-muslumanlari-bize-nasil-bakiyor/">DÜNYA MÜSLÜMANLARI BİZE NASIL BAKIYOR</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Facebookta eklediğim Kazablanka’lı facebooktaki adıyla Muhammed Hatice; paylaştığı düşüncesini siz Arnavutköy haber okurlarıyla paylaşmak istedim. Önce Arapçasını altına da Türkçe tercümesini yorumsuz sizlere sunuyorum. Bakın Faslı bu Müslüman neler yazmış yorumu sizler yapın.</p>
<p style="text-align: right;">يُروى عن السلطان سليمان القانوني رحمه الله ( 1520-1566) أنه أخبره موظفو القصر ، باستيلاء النمل على جذوع الأشجار في قصر طوب قابي و بعد استشارة أهل الخبرة خلص الأمر إلى دهن جذوعها بالجير . و لكن لم يكن من عادة السَلطان أن يقدم على أمرٍ دون الحصول على فتوى من شيخ الإسلام فذهب إلى أبي السعود أفندي بنفسه يطلب منه الفتوى ، فلم يجده في مقامه ، فكتب له رسالة شعرية يقول فيها<br />
إذا دب النمل على الشجر ** فهل في قتله ضرر ؟<br />
فأجابه الشيخ حال رؤيته الرسالة قائلا<br />
إذا نُصبَ ميزان العدل ** يأخذ النمل حقه بلا خجل<br />
و هكذا كان دأب السلطان سُليمان ، إذ لم يُنفذ أمرا إلا بفتوى من شيخ الاسلام أو من الهيئة العليا للعلماء في الدولة العثمانية تُوفي السُلطان في معركة – زيكتور – أثناء سفره الى فيينا فعادوا بجثمانه الى إسطنبول ، وأثناء التشييع وجدوا أنه قد أوصى بوضع صندوق معه في القبر ، فتحيّر العلماء و ظنوا أنه مليء بالمال ، فلم يجيزوا إتلافه تحت التُراب ، وقرروا فتحه أخذتهم الدهشة عندما رأوا أن الصّندوق ممتلئ بفتاويهم : فراح الشيخ أبو السعود يبكي قائلا: لقد أنقذت نفسك يا سليمان ، فأي سماءٍ تظلنا … و أي أرضٍ تُقلنا إن كنا مخطئين في فتاوينا</p>
<p style="text-align: right;">ملحوظة : حاول بعض الاوروبيين والأتراك العلمانيين تشويه صورة السلطان سليمان من خلال مسلسل &#8220;حريم السلطان &#8221; وتصويره بالسلطان المحاط بالنساء ، وبصورة الدولة التي في عهده ينغمس فيها السلطان والوزراء والقادة بالخمر والنساء على الرغم من أن السلطان سليمان كان مستمر في جهاد على عدة جبهات لأكثر من ثلاثين سنة، ولم يعرف الراحة إلى في أواخر حياته بعد أن تقدم به العمر.</p>
<p>Kanuni Sultan Süleyman Allah ona rahmet etsin (1520-1566) hakkında Rivayet edilir ki; Saray personeli haber verdiler; Topkapı Sarayı&#8217;nda ağaç gövdelerini karıncalar sarmış. Uzmanlara danışınca ağaç gövdelerinin kireçle boyanması tavsiye edildi. Ama genelde Sultan Şeyh ül-İslam’dan fetva almadan iş yapmak âdeti değildi. Kendisi bizzat fetva almak için Ebu Suud Efendi ye gitti. Onu yerine bulamayınca, ona şiirsel mesajı yazdı</p>
<p style="text-align: right;">إذا دب النمل على الشجر ** فهل في قتله ضرر ؟</p>
<p>Ağaçları karınca sarsa eğer ** onu öldürmekte var mıdır zarar?</p>
<p>Mesajı gören Şeyh ül-İslam şöyle cevap yazdı.</p>
<p style="text-align: right;">إذا نُصبَ ميزان العدل ** يأخذ النمل حقه بلا خجل</p>
<p>Adalet terazisi kurulunca ** çekinmeden hakkın alır karınca</p>
<p>Bu şirin aslı şöyledir:</p>
<p>Dırahtıger ziyan etse karınca ** Zarar var mı karıncayı kırınca</p>
<p>Ebu Suud efendinin cevabı:</p>
<p>Yarın hakkın divanına varınca ** Süleyman’dan hakkın alır karınca</p>
<p>Ve bu yüzden sürekli Kanuni Sultan Süleyman oldu. Çünkü şeyh ül-İslam’dan veya Osmanlı devletinin yüksek âlimler heyetinden fetva almadan hiçbir iş yapmazdı.</p>
<p>Viyana ya yaptığı bir seferde Zigetvar muharebesinde şehit oldu. na’şı İstanbul&#8217;a getirildi ve cenaze töreni sırasında, o mezarına onunla birlikte bir kutuyu koymalarını vasiyet etmişti. Âlimler buna şaşırdı, o kutunun para dolu olduğunu düşündüler. Toprak altında tahrip olmasını uygun görmeyip kutuyu açmaya karar verdiler. Kutu onların fetvaları ile dolu olduğunu görünce de irkildiler.</p>
<p>Şeyh Ebu Suud Efendi: “Sen kendini kurtardın ey Süleyman ya bizim fetvalarımız yanlış ise bizi hangi sema gölgelendirir, hangi yer kabul eder” diyerek ağlamaya başladı.</p>
<p><strong>Not</strong>: Bazı Avrupalılar ve laik Türkler “Sultan’ın haremi” (muhteşem yüzyıl) dizisiyle Sultan Süleyman&#8217;ın şanını lekelemeye çalıştı. Dizi de kadınlarla kuşatılmış padişah portresi ve devlet içinde şarap ve kadınlara bulaşmış Sultan, vezirler (bakanlar) ve komutanlar portresi sergilendi. Hâlbuki Sultan Süleyman otuz yılı aşkın bir zaman çeşitli cephelerde sürekli cihatta olmuş ve hayatının sonuna kadar da rahatlık nedir bilmemiştir.</p>
<p style="text-align: left;">Kazablanka’lı Muhammed Hatice</p>
<p style="text-align: left;">Yazar : İkrami Berker</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/dunya-muslumanlari-bize-nasil-bakiyor/">DÜNYA MÜSLÜMANLARI BİZE NASIL BAKIYOR</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://arnavutkoyhaber.com.tr/dunya-muslumanlari-bize-nasil-bakiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖFKE’NE HÂKİM OL…</title>
		<link>https://arnavutkoyhaber.com.tr/ofkene-hakim-ol/</link>
					<comments>https://arnavutkoyhaber.com.tr/ofkene-hakim-ol/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[&#62;]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2014 03:07:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arnavutkoyhaber.com.tr/?p=3293</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genel olarak baktığımızda öfke, doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen, son derece doğal,&#8230;</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/ofkene-hakim-ol/">ÖFKE’NE HÂKİM OL…</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genel olarak baktığımızda öfke, doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen, son derece doğal, evrensel, insani ve uygun ifade edildiğinde son derece sağlıklı olan duygusal bir tepkidir. Diğer yandan, belki de en zarar verici olabilen duygusal yaşantı olarak da tanımlanabilir.</p>
<p>Kontrolsüz öfke, yöneldiği hedefi ve kaynağını olumsuz bir yaşantı içine soktuğu için, hem birey hem de toplum üzerinde oldukça olumsuz etkilere sahiptir.<br />
Öfke üzerinde bireyin kişisel kuruntuları da daha önceden, geçmişte yaşadığı ve öfkelenmesine sebep olduğu anılar ya da olaylar da etkili olabilir. Engellenme, haksızlığa uğrama, saldırıya uğrama, incinme, hayal kırıklığı gibi durumlarda saldırganlıkla birlikte kontrolden çıkarsa ya da yıkıcı hale gelirse kişiler arası sorunlu ilişkilere, boşanmaya, çalışma yaşamında üretkenliğin ve işlevselliğin bozulmasına, fiziksel ve ruhsal sağlıkta önemli sorunlara, okul-iş ve aile yaşantısının bozulmasına ve genel yaşamın aksamasına neden olabilmektedir. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin (aile içi şiddet, sözel ya da fiziksel saldırganlık, toplumsal şiddet, çocuk istismarı vs.) temelinde öfke vardır.<br />
Öfkenin tüm bu olumsuz sonuçlarına rağmen, aslında kişiyi uyarıcı, koruyucu veya harekete geçirici olan işlevleri, bu duygusal yaşantının, yaşamın devamı için ne kadar önemli olduğuna işaret etmektedir. Doğadaki birçok canlı hayatta kalabilmek, türünü devam ettirebilmek, var olan tehditlere karşı kendini koruyabilmek için saldırgan davranışlar göstermektedir. Dolayısıyla öfke, hem organizmayı tehlike ve tehditlere karşı uyarır; hem de organizmanın kendisine zarar verici veya saldırgan davranma eğiliminin farkına varması konusunda etkin bir oynar.<br />
Tüm bu olumsuzlukların içinde, öfkenin işe yarar ve olumlu yönleri de bulunmaktadır.<br />
=&gt; Öfke, uyarıcı bir işarettir ve bizi tehditlere karşı savunma oluşturmamızı sağlar.<br />
=&gt;Öfke, mutluluk, endişe, korku gibi doğal duygusal tepkidir; son derece normal ve yaşamın sürdürülmesi için gereklidir.<br />
=&gt; Öfke, yeni bilgiler öğrenmemiz için bir motivasyon kaynağıdır.<br />
Kısaca:<br />
Öfke, sınırlandırıldığı sürece sağlıklı ve işe yarar bir duygusal tepkidir.<br />
&#8211; Öfkeyle nasıl baş edeceğiz?<br />
Kızgın olduğumuz zaman düşüncelerimiz gerçeği yansıtmaz. Olaylar abartılıp, çarpıtılır. Bardağın dolu değil, boş tarafından bakmaya başlarız; bu durumda yapılacak ilk şey kendinize daha önce öfkeli anlarda yaptıklarınızı düşünmek ve öfkenin kontrol dışına çıktığını ve hatırlatmaktır. Daha önce kontrol dışına çıkmış öfke anlarınızı düşünün o anlarda yaptıklarınız size ne gibi fayda sağlamıştı?<br />
Kendinize zaman tanıyın. Mümkünse sizi öfkelendiren ortamdan hemen uzaklaşın. Öfke hali devam ederken öncelikle sizi sakinleştiren aktivitelere yönelip sakinleşmeyi deneyin. Sakinleşme sonrası sorun ne ise daha objektif bir pencereden bakmak karşı tarafla ilişkinizi daha olumlu bir boyuta taşıyacaktır.<br />
Kendi kendinize baş edemediğiniz, öfkenizi kontrol altında tutamayıp sınırlarınızı aştığınız durumlarda terapi sürecinden geçip öfkenizin sebebini, altında yatan nedenleri incelemek kişinin kendini daha iyi tanımasına, anlamasına ve daha sağlıklı ilişkiler kurmasına yardımcı olacaktır.</p>
<p>Yazar : Ertuğrul Çakır</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/ofkene-hakim-ol/">ÖFKE’NE HÂKİM OL…</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://arnavutkoyhaber.com.tr/ofkene-hakim-ol/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk Yılları</title>
		<link>https://arnavutkoyhaber.com.tr/cocukluk-yillari/</link>
					<comments>https://arnavutkoyhaber.com.tr/cocukluk-yillari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[&#62;]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2014 03:04:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arnavutkoyhaber.com.tr/?p=3290</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanın evi, çocukluğu her insan biraz çocuktur, büyümemiş bir yanı kalmıştır elbet, belki bir ömür&#8230;</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/cocukluk-yillari/">Çocukluk Yılları</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın evi, çocukluğu</p>
<p>her insan biraz çocuktur, büyümemiş bir yanı kalmıştır elbet, belki bir ömür göğsümüzde taşıyacağımız hatıralar bizi hiç bırakmayacak, belki onlar olmasa hayatın bir anlamı olmayacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ne kadar hüzünlü bile olsa hatıralarımız anlam kalmıyor mu hayata. bugünü yaşarken dünü unutacaksak hemen, unutulmaya layıksa tüm hatıralar, ne anlamı olurdu ki. Hiçbir anlamı olmazdı. bu yüzdendir gözlerimizi ıslatan hatıraların bile bizi hayata daha çok bağladığı. bu yüzdendir hatıralarımızın en çok bizim olduğu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>işte bu hatıralar içinde en çok çocukluk hatıraları mutlu eder galiba insanı. veya en çok o günleri özler insan. Üç tekerlekli bisiklete bindiğimiz günler. ne çabuk geçmiştir. zaman nede çabuk akıp gitmiştir. şimdi sisli bir dağın yamacında bakar gibi bakıyoruzdur çocukluğumuza. ve bazen ilginç detayları unutmayışımız hafızamızın kuvvetli olması mıdır yoksa hatıraların kuvvetli olmasından mı ?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>okula gidiyoruzdur,  bakkaldan leblebi tozu aldığımız günler. şarkı nedir bilmiyoruzdur. güneşli sabahlar vardır tatil günlerinde. karlı sonbaharlar kışlar vardır sobaların etrafında geçilen. mahallede top koşturduğumuz günler vardır, sabahtan akşama kadar sokakta çocuk sesleri arasında oyunlar oynadığımız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>hepsi birer birer kayda geçmiştir, zamanı gelince belirecektir zihinde. bir an hiç beklemediğiniz bir zamanda çocukluğunuz size merhaba der. ve siz sanki yeni tanışıyormuş gibi bir heyüla içinde koşturmaca içinde onu karşılayacak vakit bulamamışsınızdır. unutmak ne kötüdür çocukluğunu, hatırlamak ne güzeldir. oynamak ne güzeldir akşamlara kadar sokaklarda. koşturmak taştan kalelerin arasında. düşmek sızlanmak, sonra yaraların sarılması, üç gün evde hasta yatmak, özlemek sokağı arkadaşları. ne güzeldir hatırlamak o günleri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>insanın evi çocukluğudur der bir şair. ziya Osman saba diye hatırlıyorum. telefon yok tv yok radyo var kalorifer yok soba var, muhabbet var sohbet var. sığınacağımız limanımızdır belki. belki en güzel yıllarımızdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>önlükle okula gidilen yıllar, sabah erkenden kalkıp okula hazırlanma telaşı, okumayı sökmeye çalışmalar, toplamada onluk hesabını öğrenmeye çalışmalar, komşudan neden bir onluk aldığımızı kavramaya çalışmalar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>bilyelerle veya namıdiğer cıncıklarla üçgen oynamalar. bisikleti öğrenirken kaldırım kıyısından sürmeler.köye gittiğinde apayrı maceralar. atlara binmeler atlardan düşmeler. tarlalarda kertenkele kovalamalar. cırcır böceklerinin sesinde ev ziyaretlerine gitmeler, ev ziyaretlerinden gelmeler. ve çocukluk olduğu için karanlıktan korkmalar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>herşeyi duyumsar insan. herşeyi apayrı bi zenginlik içinde duyumsar. ve çocukluk şairin dediği gibi insanın evidir. insan buraya sığınır hayatın yalpalı yollarında. hayatın rüzgarında soğuğunda. yaşamın anlamı gelir seni bulur.sevdiklerin birer birer kalbinde dirilir. uzaklardaki güneş seni ısıtır. çocukluğun gün gibi karşında durur. ve elinden tutar seni yaşatır.</p>
<p>Yazar : Muhammed Aksoy</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/cocukluk-yillari/">Çocukluk Yılları</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://arnavutkoyhaber.com.tr/cocukluk-yillari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SOSYAL MEDYA’NIN ETKİLERİ</title>
		<link>https://arnavutkoyhaber.com.tr/sosyal-medyanin-etkileri/</link>
					<comments>https://arnavutkoyhaber.com.tr/sosyal-medyanin-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[&#62;]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2014 03:01:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arnavutkoyhaber.com.tr/?p=3287</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de son yıllarda sosyal medya kullanımı artış göstermiş bulunmakta. Zamanımızın büyük bir kısmını ele geçiren&#8230;</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/sosyal-medyanin-etkileri/">SOSYAL MEDYA’NIN ETKİLERİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de son yıllarda sosyal medya kullanımı artış göstermiş bulunmakta. Zamanımızın büyük bir kısmını ele geçiren sosyal medya ağları; gençlerimizin zamanını çürütmekle beraber olumlu etkileri de yok denilecek kadar azdır. Artık insanlarla iletişimlerimiz sadece yazıdan ibaret olmaya başlıyor. İnsanlarla yüz yüze konuşmaya neredeyse hasret kalmaya başladık. Ve ne zaman arkadaşlarımızla, akrabalarımızla ve çoğu zaman ailemizle bile yüz yüze konuşmaya hasret kalıyoruz. Çünkü hayatlarımız sadece internetten, sosyal ağlardan ibaretleşiyor. İnsanlarla yüz yüze geldiğimizde önce hal hatır soruyoruz ardından da bir iki farklı muhabbet…  Sonrası ne mi? Konular tekrar dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyor. Bütünüyle sosyal medyayı elimize geçirmiş olmamız; normal hayattan koptuğumuzun belirtisidir. Öyle bir hale düştük ki zaman geçirmek için bilgisayarlarımızın başına oturduğumuzda, zamanımızın nasıl geçip gittiğini anlamaz olduk. İnternet kullanımının arttığı son günlerde kötü amaçlar için kullanılmıyor olunsa bile, yetişkin bireyler üzerinde çok farklı profiller çizmektedir. Aile ilişkilerini de etkileyen bu durum aile bağlarını yavaşça koparmaktadır. Örneğin; önceden bayramlarda ve özel günlerde büyüklerimizi görmeye giderdik şimdi ise bayramlarda ve özel günlerde insanların yan yana olması gerekirken bir mesajın yettiğini düşünüyoruz ve hata yaptığımızın farkına bir türlü varamıyoruz. Bu durum, haliyle yetişkin bireylerin hoşuna gitmiyor. Aile bağlarını zedeleyen bu durum farkındalığımıza hiçbir etki etmiyor.</p>
<p>Sosyal ağların olmadığı günlerde insani ilişkiler ve akraba ilişkileri son derece iyi bir tutum sergilemekteydi. Ne zaman ki sosyal ağ hayatımıza girdi o zaman insani ilişkiler ve aile ilişkileri sona erdi.  Bu durum bu saatten sonra düzeltilemeyecek bir hal alıyor. İnsan ilişkilerini noktalayan ya da sonlandıran tek şeyin; sosyal medya olduğunu tanımlayabilirim. Bunun da bu hale gelmesinde ki asıl sebep; sosyal medyanın nasıl kullanılacağını bilemememizdir. Sosyal medya kullanımı bir suç değil, nasıl kullanılacağını bilmememiz suçtur.  Bu durum da ister istemez insan ilişkilerini noktalayan bir unsurdur.  Şunu da belirtmek gerekir se ki belirtmekte fayda olduğunu düşünüyorum; sosyal medya bağımlı hale gelinmediği sürece uzaktaki akrabalarımızla, arkadaşlarımızla bağlarımızı güçlendirmekte etkilidir. Bağımlı hale gelinip gelinmemesi ise bireyin kendi irade kontrolüyle alakalı bir durumdur.</p>
<p>Yazar : Seyma Beykoz</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/sosyal-medyanin-etkileri/">SOSYAL MEDYA’NIN ETKİLERİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://arnavutkoyhaber.com.tr/sosyal-medyanin-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Durduramadığımız Zaman</title>
		<link>https://arnavutkoyhaber.com.tr/durduramadigimiz-zaman/</link>
					<comments>https://arnavutkoyhaber.com.tr/durduramadigimiz-zaman/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[&#62;]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2014 01:18:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arnavutkoyhaber.com.tr/?p=3336</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zaman İnsanoğlunun çözüm bulamadığı ve önüne geçemediği en önemli bir konudur belkide. İnsanlar her şeye&#8230;</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/durduramadigimiz-zaman/">Durduramadığımız Zaman</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman İnsanoğlunun çözüm bulamadığı ve önüne geçemediği en önemli bir konudur belkide. İnsanlar her şeye bir kılıf uydurmaya çalışıyorlar fakat günleri,ayları, yılları durduramıyorlar.Bir insan doğduktan sonra o insanın yavaş yavaş zamanı,ömrü geri saymaya başlar.Artık onun için günler ve yıllar sayılıdır.Çocukken büyümek için her şeyi yapar. Bir an önce büyümek ister işini gücünü eline alıp hayata atılmak onun en büyük tutkusudur.Sanki büyümek çok güzel ,çok iyi ve çocukluktan daha güzel bir şeymiş gibi.Hatta öğretmeni sorduğunda doktor,öğretmen olmak istediğini söyler.Fakat günlerin ne kadar hızlı geçtiğinin farkına bile varmaz ,Bir bakarki yıllar aylar gibi ,aylar haftalar gibi haftalar ise günler gibi geçmiş ve geçmeye devam ediyor.18 yaşına geldiği zaman küçülmek istemeye başlar, eskileri çocukluğunu istemeye başlar.İnsan hayatı öğrendikçe çocuk olmayı ve hep çocuk kalmayı tercih ediyor belkide.Bir dedeye ve nineye soruyoruz.’Çocuk olarak mı kalmak isterdiniz yoksa bugünlerinizi çocukluğunuza tercih edermisiniz?’ verdikleri cevap çok ilginç! ‘ Evladım: ‘Küçükken hep büyümek isterdim sanırdımki büyünce her şeyin sahibi olacağım ,özgür olacağım,İstediğimi yapacağım .artık ailem bana karışmayacak. Evet büyüyünce bunların çoğu oldu .Fakat büyüdükten sonra neyin ne olduğunun farkına varmaya başladım ve artık ben büyüdükçe zamanım küçülüyordu. Yıllar birbirini kovalarken hayat ileri giderken ben çocukluğumu özlemeye başladım ve çocuk olarak hatasız masum ve günahsız olarak kalmanın daha güzel ve bir insanın çocukluğu kadar güzel bir şey olmadığının farkına vardım.’ Evet değerli dostlar gerçekten zaman durdurulamıyor.İnsan çocukluğunun değerini büyüyünce anlıyor.Çocukken geçirdiği o güzel eğlenceli vakitleri, büyüklerinden yediği o tatlı dayakları, ve yediği dayaktan sonra saatlerce gözyaşı dökmeyi ve en önemliside hiçbir şey olmamış gibi birkaç saat sonra gidip büyüklerinin dizlerinde uyumayı.Evet çocukluk denince çoğu insan derin bir nefes alır belkide.Bizlerde çocukluğumuz geri gelmeyeceği için artık yaşadığımız sürece , hayatımızı en verimli bir şekilde değerlendirmeliyiz.Çocukken aklımızı tam kullanamıyoruz o yüzden hatalı sayılmayız.Fakat bûluğ çağını geçtikten sonra Yaradan bizi yaptıklarımızdan sorumlu tutuyor. O yüzden gençliğimizi,görebilirsekte ihtiyarlığımızı en iyi ve kıymetli bir şekilde değerlendirmeliyiz.Çünkü çocukluğumuz gibi gençliğimiz ve yaşlılığımız bir daha geri dönmeyecek.Sevgili dostlarım bakın bir yıl daha geçti bitti,hangimiz bu yıl çok uzun geçti bir bitmek bilmedi diyebilir acaba? Bana göre bırakın 12 ayın bitmesini daha 3 ay bile geçmemiş gibi.Evet sevgili dostlarım size Cemal Süreyyanın şu dizesiyle veda etmek istiyorum.’Hayat Kısa<br />
Kuşlar uçuyor’ . Yeni yılınızın sizlere ve sevdiklerinize hayırlı olmasını temenni ediyorum Sağlıcakla kalın …</p>
<p>Yazar : Burak Saka</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/durduramadigimiz-zaman/">Durduramadığımız Zaman</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://arnavutkoyhaber.com.tr/durduramadigimiz-zaman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışıp, yarın ölecekmiş gibi de ahirete çalışmak”</title>
		<link>https://arnavutkoyhaber.com.tr/hic-olmeyecekmis-gibi-dunyaya-calisip-yarin-olecekmis-gibi-de-ahirete-calismak/</link>
					<comments>https://arnavutkoyhaber.com.tr/hic-olmeyecekmis-gibi-dunyaya-calisip-yarin-olecekmis-gibi-de-ahirete-calismak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[&#62;]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Nov 2014 03:33:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arnavutkoyhaber.com.tr/?p=3310</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde insanlar acaba neden hiç ölmeyecekmiş gibi sürekli dünyaya yatırım yapıyorlar.Sanki dünya hep kalacak,varolacak kimse&#8230;</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/hic-olmeyecekmis-gibi-dunyaya-calisip-yarin-olecekmis-gibi-de-ahirete-calismak/">“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışıp, yarın ölecekmiş gibi de ahirete çalışmak”</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde insanlar acaba neden hiç ölmeyecekmiş gibi sürekli dünyaya yatırım yapıyorlar.Sanki dünya hep kalacak,varolacak kimse bu dünyadan gitmeyecek ve herkes malıyla birikte sefa sürecekmiş gibi davranıyor .Acaba neden hiç düşünmüyoruz;Bu dünya gelip geçici ,Ne Kanuni Sultan Süleymana , Ne Fatih Sultan Mehmet’e  nede Napolyon gibi  büyüklere kalmış.Acaba kaç zengin insan öldükten sonra o kadar malının arasından bir bilezik ya da bir eşyasını kendisiyle birlikte götürdü. Bırakalım yanında bir değerli eşyasını götürmeyi  yanında bir gram  çöp dahi götürememiştir ahirete.Dünya malı dünyada kalır arkadaşlar o yüzden dünyadan gitmeyecekmiş gibi davranıp, dünyanın zevk ve sefasına kapılıp kendimizi kaptırmayalım .Ne demişler ‘Ölüm sizlere şah damarınızdan bile daha yakın .’ Ne kadarda manâlı  öyle değilmi  Nice böyle sözler var ben sizlere bu sözler kadar önemli olan şu ayetleri göstermek istiyorum .İşte size Kuran-ı Kerim’den ölümle ilgili açıklamalar şöyle :’Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir,son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız.  Onlara bir iyilik erişirse  “Bu, Allahtandır” derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, “Bu, senin yüzündendir.” derler. Ey Muhammed! De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya yanaşmıyorlar? (NİSA/78)Şüphesiz ki, kıyamet saatinin bilgisi Allah yanındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde ne varsa (erkek veya dişi oluşunu, renk ve özelliklerini) O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir, her şeyden haberdardır. (LOKMAN/34)De ki: “Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra görünmeyeni ve görüneni bilene döndürüleceksiniz. O size (bütün) yaptıklarınızı haber verecektir. (CUM’A/8)De ki: “Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermez. Vereceğini var saydığınız takdirde de ancak pek az faydalandırılırsınız.” (AHZAB/16) bunlara kulak asmakta bir o kadar önemli .Bu dünyayı unutalım sürekli ahiretimi düşünelim diyorum tabikide hayır .Bana göre  o şekilde düşünmek yanlış olur . Neden mi ? . Çünkü bizleri yaratan bizim hem bu dünya için hem de ahiret için çalışmamızı istemiştir. O yüzden şu hadisi çok dikkatli ve düşünerek okuyun ‘“Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.” (Câmiu’s-Sagîr, II/12, Hadis No:1201)  Gerçektende ne kadar düşündürücü bir hadis öyle değil mi? . Evet  o kadar sözden hadisten sözden ayet’ten bahsettikki  artık  bir oturup düşünmek gerek öyle değilmi sadece bu dünya için çalışmamak gerekli .Ölçüyü öyle bir ayarlamalıyız ki hem bu dünyayı kazanalım hem ahireti .Bir sonraki yazımızda görüşebilmek üzere  hepiniz hoşçakalın arkadaşlar .</p>
<p>Yazar : Burak Saka</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/hic-olmeyecekmis-gibi-dunyaya-calisip-yarin-olecekmis-gibi-de-ahirete-calismak/">“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışıp, yarın ölecekmiş gibi de ahirete çalışmak”</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://arnavutkoyhaber.com.tr/hic-olmeyecekmis-gibi-dunyaya-calisip-yarin-olecekmis-gibi-de-ahirete-calismak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜSLÜMAN!..</title>
		<link>https://arnavutkoyhaber.com.tr/musluman/</link>
					<comments>https://arnavutkoyhaber.com.tr/musluman/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[&#62;]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Nov 2014 03:16:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arnavutkoyhaber.com.tr/?p=3303</guid>

					<description><![CDATA[<p>Müslüman, sen cihan şümul bir davanın mensubusun. Dünyada olup bitenler karşısında hissiz, duygusuz kalamazsın. Bu&#8230;</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/musluman/">MÜSLÜMAN!..</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman, sen cihan şümul bir davanın mensubusun. Dünyada olup bitenler karşısında hissiz, duygusuz kalamazsın. Bu gün dünya emperyalist güçlerin hegemonyası altında inim inim inlemektedir. İslam’ın yok edilmesi için girişilen bu savaş beynelmilel Siyonizm’in menfaatleri doğrultusunda gerçekleşmektedir.<br />
Irak, Suriye, Mısır, Libya, Filistin, Afganistan ve daha bir çok islam diyarı Amerika’nın ve batının çizmesi altında inletilmekte.. Emperyalist zihniyetin yardımıyla Yahudi Siyonizm’i genişleyip cihan hâkimiyeti kurmak için masum Müslüman halka büyük bir vahşet tertip etmiştir. Arap baharı adıyla ortaya çıkan oyun, bugün orta doğuyu kasıp kavuran zulüm olarak gözler önündedir.<br />
Orta doğu ve Afrika’da Irak, Suriye, Mısır, Libya, Filistin, Afganistan, Pakistan, Bangladeş, Keşmir, Somali, Myanmar.. Rus zulmü altında Çeçenistan, Uzak doğuda Çin zulmü altında Doğu Türkistan ve daha birçok İslam ülkesi…<br />
Kana susamış vahşiler, hürriyet çığırtkanlığı yapıp dünya cenneti vadeden ikiyüzlü, gözü dönmüş barbarlar, Iraklı Müslümanların kanlı gözyaşlarıyla alay ederek vahşice saldırdılar. Afganistan da yaşananlar ırak tan farklı değildi halen sürüyor. Dünya kamuoyu bu alçak zulüm karşısında sustu, bizdeki hâkim mevkilerde olanlar da onların zaferi için dua etmekten geri durmadılar. Suriye de zalimler elbirliği yapmış masum ve mazlum Suriye halkına saldırıyor. Çocuk ergen, genç ihtiyar demeden kelimenin tam anlamıyla katliam yapıyor. Bunlardan bana ne dersek sıra bize de gelir.<br />
Ne kadar doğrudur bilmiyorum ama anlatacağım hikâye tam bizi anlatmaktadır. 2. Dünya harbinde bir Protestan rahip şöyle diyor: “Dediler ki; Hitler Yahudileri öldürüyor. Yahudilerden bana ne ben Hıristiyan’ım, dedim. Daha sonra: Katolikleri öldürüyor dediler. Onlardan bana ne ben Protestan’ım, dedim. Ortodokslar için de ayını şeyleri söyledim. Sıra bize (Protestanlara) geldiğinde yardım istemek için etrafımda kimse kalmamıştı,” diyor.<br />
Bizde ki terör kendiliğinden mi çıktı? Yakın zamana kadar Gün geçmiyordu ki güney doğudan şahit haberleri almayalım. Dostumuz dediğimiz küfür cephesi bizi yıpratmak, bölüp parçalamak için içimize bir terör belasını soktular, kırk yıldır bu belayla uğraşıyoruz. Bu günlerde çözüm süreci sürmesine rağmen terör eylemleri hız kazanmış durumda. Şer odakları hala PKK terörünü besliyor. Bu tezkereyle daha da güçleneceklerini düşünüyorum. Gezi olaylarıyla bu sahte baharı Türkiye de devam ettirmek istediler. Ama şükür ki birkaç çapulcu hain dışında bu oyuna gelen olmadı. Gezi olaylarının destekçileri de yine onlardı.<br />
Suriye de yaşanan zulüm ve katliam Irak’ta Afganistan’da Afrika da (Somali de Myanmar da) yapılan vahşet yüreğimizi sızlatmalı. Güney doğudan gelen şehit cenazeleri yüreğimize büyük bir acı olarak oturmalı. 1991 yılında Saddam’ın İsrail’e attığı bir iki göstermelik füze sonucu ölen İsrailli çocuklar için “gönlüm tüllendi” diyenlerin nedense ağzını bıçak açmıyor. Müminin derdi ile dertlenmek bu mu? Amerikan köşklerinde oturarak peygamber varisi olunmaz.<br />
Kâfir küfrünü kusarken, mümin azminde sebat edip cehdini, gayretini artırmalıdır.<br />
Müminin dostu mümindir. En azından bu büyük musibete maruz kalan Müslüman kardeşlerimizin dertleriyle dertlenelim. Ortak değerlerimiz de birleşirsek her türlü musibetin üstesinden geliriz. Hatta küfrü dize getiririz.<br />
Eğer biz kendimize gelir, İslam’a ve İslam kardeşliğine sımsıkı sarılırsak bu badireleri atlatmamız çok kolay olacaktır. Bütün dünyada İslami hareket dev adımlarla yol almaktadır. İlerde zafer günleri bizi bekliyor. Şüphesiz zafer inananların olacaktır. “istikbal inkılabatı içerisinde en gür seda İslam’ın olacaktır.” Ama biz silkinip kendimize gelmeliyiz. İslam yeniden gündemdedir ve ebediyen yaşayacaktır. İnananları, zalimlerin zulmü hak yoldan alıkoyamaz. Allah nurunu tamamlayacağını bildiriyor. Bu kaçınılmaz bir gerçek. Bizim bundaki rolümüz ne olacak bu önemli…<br />
Eğer biz bu konuda gevşek davranırsak Allah bizim elimizden bu nimeti alır, bizim yerimize başka bir kavim getirir. Onların eliyle dinini yüceltir, nurunu tamamlar.<br />
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda cihad eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir. (Maide/54)<br />
Ayeti celilenin işaret ettiği yol açıktır. Ancak IŞİD’in yaptığı gibi terörist eylemlerle yola çıkıp bunun adına İslam diyerek Müslümanlara zulmetmek, önüne geleni kâfir damgası vurup erkekleri katletmek, kadınları cariye diye alıkoymak Müslüman’ın vasıflarından değildir. Çocuk-ergen, genç-ihtiyar, kadın-erkek demeden büyük şenaatlerle vahşetler yaşanıyor. Büyük katliamlar yapılıyor…<br />
Allah Teâlâ:<br />
“Haddi tecavüz etmeyin. Şüphesiz ki Allah haddi tecavüz edenleri sevmez” buyuruyor. (Bakara/190)<br />
Bu ayette hedef ve gaye belirtildikten sonra harp sahasının‘da sınırları belirtiliyor. Yani Müslümanlar için bir problem teşkil etmeyen kadın, çocuk, ihtiyar ve çeşitli dinlere mensup rahiplere ve abidelere saldırmayın…<br />
İslam bütün şenaatlerden nefret ettiği gibi, bu durum İslam şuuruyla da bağdaşmaz. Üstelik bu şenaatler Müslüman’ım diyenler tarafından Müslüman’a karşı ve İslam adına yapılıyorsa… Bunun adına İslam denemez ve İslam adına böyle bir şeyi yapmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Müslüman bu tür fenalıklardan da sakınmalıdır.<br />
Günümüzün cihadı irşad yolunu tutmaktır. “Emri bil maruf ve neyi anil münker yapamak” en önemli ve en geçerli cihattır.</p>
<p>Yazar : İkrami Berker</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/musluman/">MÜSLÜMAN!..</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://arnavutkoyhaber.com.tr/musluman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR ŞEYLER YAPMALI…</title>
		<link>https://arnavutkoyhaber.com.tr/bir-seyler-yapmali/</link>
					<comments>https://arnavutkoyhaber.com.tr/bir-seyler-yapmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[&#62;]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2014 01:29:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arnavutkoyhaber.com.tr/?p=3339</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarih boyunca sürekli zorluklarla, entrikalarla uğraştık büyük savaşlar gördük, yokluk içinde yedi düvele karşı çok&#8230;</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/bir-seyler-yapmali/">BİR ŞEYLER YAPMALI…</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih boyunca sürekli zorluklarla, entrikalarla uğraştık büyük savaşlar gördük, yokluk içinde yedi düvele karşı çok zor bir mücadele verdik. Toplara tüfeklere karşı sadece birlik olup göğsümüzü gererek karşı koyduk, yüzbinlerce şehit verdik bir o kadar geride gazi, yetim, dul ve gözü yaşlı insan kaldı belki ama atalarımızın emaneti bu topraklara gözünü dikken hainlere pabuç bırakmadık. Çünkü binlerce yıllık geçmişimizden aldığımız örneklerde vatan toprağını bırakıp bu toprakları terk etmek yoktu böyle bir şey görmemiştik atalarımızdan. Çünkü vatan kutsalımızdı. Nede güzel özetlemiş İstiklâl marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy “ Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak” İstiklâl Marşımızın başlangıcı bu iki dize, bizi özetleyen çok güzel bir başlangıç. Vatan toprağımız üzerinde sönmeyen tek bir ocak kalana kadar, al bayrağımız gökyüzünde dalgalanacağını haykırıyor bizlere. Vatan toprağını ne kadar baskı, eziyet altında olsak bile terk etmeyeceğimizi, kanımızın son damlasına kadar mücadele vereceğimizi aşılıyor bize. Tarih boyunca olduğu gibi yıkılsak bile toprağımızı terk etmeden tekrar yeni bir devlet olarak ortaya çıktığımızı veya vatanımız uğrunda şehit olduğumuzu haykırıyor.<br />
Bu günlerde bulunduğumuz coğrafyanın etrafı adeta kaynayan bir kazan. Bir tarafta Suriye; sokaklarında insanların birbirlerini gözünü kırpmadan öldürdüğü, resmi olarak devletin başında olan Esad’ın kendi halkı üzerine bomba yağdırarak onbinlerce insanın toplu şekilde katlettiği , insanların açlık, sefalet içinde yaşamaya mecbur bırakıldığı topraklar. Bunun üzerine bu kadar kargaşa ve siyasi boşluktan doğan sözde Müslüman örgütü olduğunu iddia eden “işid” Diğer bir tarafta, yıllar geçmesine rağmen bir türlü sükûnetin sağlanamadığı, neredeyse her etnik gurubun kendi kafasına göre çalıp oynadığı, çeşitli terör örgütlerinin topraklarında cirit attığı Irak. Hemen yanı başında adeta pusuda bekleyen Türkiye’nin tökezlemesi için pusuda yatıp bekleyen İran. Bizde tüm bu kargaşanın, yangının hemen yanı başında çok zor bir coğrafyadayız. Sadece bu tür karışıklıkların olduğu Suriye’den, kargaşanın başladığı 5 Mart 2011’den bu yana ülkemize gelen mülteci sayısı 1.7 Milyona dayandı. Buna resmi olamayan yollardan ülkemize giriş yapan mültecileri’ de katarsak bu sayının devasa bir rakama ulaştığı aşikârdır. Bunca insanın ülkemize giriş yapmasının ekonomik maliyetinin yanı sıra, daha büyük sıkıntılara’ da yol açabileceğini düşünüyorum. Düşündükçe durumun vehameti geliyor gözlerimin önüne. Başka bir ülkeden gelen 1.7 Milyonu aşkın insanın ülkemiz geneline kontrolsüz bir şekilde dağılmasının Türkiye’nin toprak bütünlüğünden ve istikrarından rahatsız olan kişilerce çok rahat kullanılabilecek bir koz olduğu çok çarpıcı bir şekilde çıkıyor karşıma. Bunca insanın bu çevrelerce kandırılıp ayaklandırıldığını bir düşünelim, ülkemiz geneline yayılan bu insanların kandırılıp ayaklandırılması ülkemizi nasıl zor bir duruma düşüreceğini şöyle bir düşünmek bile ürkütüyor insanı, zira neredeyse ülkemizin her yerine yayılmış bu insanların kandırılıp ayaklandırılması, yurdumuzun her yerinin kargaşa altında kalması anlamına geliyor. Bir hatırlayalım İstanbul’da başlayıp ülkemizin her yerine yayılan bir gezi olayları silsilesi oldu, üstelik bu olaylara katılan insanlar kendi vatandaşımızdı. Kendi vatandaşlarımızın bile bu şekilde ayaklandırılıp ülke topraklarımızı yangın yerine çevirebilen güçlerin, ülkesini savaştan dolayı terk etmek zorunda kalan bu insanları ne kadar kolay bir şekilde yöndendirebileceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Böyle bir olayın ülkemize vereceği zararın gezi olaylarından daha fazla olacağı gün gibi aşikâr. Adeta ülkemizdeki mülteciler pimi çekilmiş bir el bombası gibi. Zira 1.7 Milyona ulaşan ve halâ göç akınının devam ettiğini düşündüğümüzde karşımıza çok ürkütücü bir tablo çıkıyor.<br />
Elbette’ki tarihimiz boyunca zorda kalan insanlara yardım ettik, onlara kucak açtık. Fakat bu kadar büyük bir insan göçünün ülkemize kontrolsüz bir şekilde dağılması ülke istikrarımız için çok büyük bir riske davetiye çıkarıyor. Bir şeyler yapmalı, bu kontrolsüz dağılımın önüne geçerek bir düzen nizam altında yürütülmeli her şey. Ne yapılır bilmiyorum ama acilen bir şeyler yapmalı…</p>
<p>Yazar : Onur SAKA</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/bir-seyler-yapmali/">BİR ŞEYLER YAPMALI…</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://arnavutkoyhaber.com.tr/bir-seyler-yapmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cümle Kapısı,  Nazan Bekiroğlu</title>
		<link>https://arnavutkoyhaber.com.tr/cumle-kapisi-nazan-bekiroglu/</link>
					<comments>https://arnavutkoyhaber.com.tr/cumle-kapisi-nazan-bekiroglu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[&#62;]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2014 11:13:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arnavutkoyhaber.com.tr/?p=2999</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cümle kapısı Nazan Bekiroğlu’ nun bir kitabının ismi. şu sıralar okumakta olduğum. bu kitabı anlatmak&#8230;</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/cumle-kapisi-nazan-bekiroglu/">Cümle Kapısı,  Nazan Bekiroğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cümle kapısı Nazan Bekiroğlu’ nun bir kitabının ismi. şu sıralar okumakta olduğum. bu kitabı anlatmak istiyorum bu ay. bu vesileyle Nazan Bekiroğlu ‘ndan da bahsetmek istiyorum biraz. Nazan Bekiroğlu’ nu anlatmak kolay bişey değil tabiki. anlatabildiğimiz kadarıyla, dilimiz döndüğünce tabiri caizse.<br />
cümle kapısı kitabındaki Nazan Bekiroğlu başlıklı yazı şu şekilde:<br />
“ 3 Mayıs 1957, Trabzon.<br />
Dört yıllık üniversite hayatı hariç hep bu kentte yaşadı. Bulut. Deniz. Yağmur.<br />
Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimini Erzurum’da aldı. Kar. Rüzgar. Ova.<br />
Halide Edip’le doktor,<br />
Nigar Hanım’la doçent.<br />
Şimdilerde Trabzon, KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi’nde Profesör. Suyun kıyısında.<br />
İki kız çocuğuna anne.<br />
Görünürdeki hayatı bundan ibaret. “</p>
<p>Kitaptaki özgeçmiş diyebileceğimiz metin bu şekilde. Bu metinde yazarın kaleminden izler taşımaktadır. Üniversitede Orhan Okay ‘ın etkisinde kalan Nazan hanım ondan çok şey öğrendiğini çoğu metinlerde dile getirmiştir. Cümle kapısı kitabını Orhan Okay’ a ithaf etmiştir. Cümle kapısı kitabının içindeki bölümlerin hepsi de çok enfes metinler. ilk metinde Şems ile başlıyor anlatmaya yazar. Mevlana’yı anlatıyor. Şems’i anlatıyor. Cümle kapısı hikaye ve deneme diyerek okuması yapılabilecek bir kitap. yani hikaye olarakta okuyabilirsiniz, deneme olarakta.</p>
<p>Peki Nazan Bekiroğlu nasıl okunmalı ? nereden başlamalı okumaya ? ben röportajlarını okuyarak başlamıştım. gazetedeki köşe yazıları ve onunda öncesinde röportajlar. bir internet sitesinde neredeyse bütün röportajlarını derlemişti Nazan hanımın bir öğrencisi. oradan çoğu röportajını okumuştum. O okumaların çok faydası olduğunu düşünüyorum. Nazan Bekiroğlu’nun kitaplarında aslında neyi anlatmak istediğini daha net gördüğümü düşünüyorum. Çünkü röportajlarında kitaplarda yazılan metinlerin bi kısmını sormuş röportaj yapan insanlar. Ne anlatılmak istendiğini. Kendi şahsına münhasır bir yazardır velhasıl. bir yetenektir. yazmaya ve hayal kurmaya gücü yeten, manevi dünyası çok büyük olan bir yazardır Nazan hanım. Kullandığı kelimeleri bile özenle seçer. Kaleminden çıkan metinlerde emek görürsünüz, çaba görürsünüz, ve büyük bir hayal gücü, hakikatı anlamaya çalışan bir güzel insan görürsünüz. bir kış soğuğunda, Nazan hanımın yazdığı bir metni okuduğunuzda içiniz ısınır. düşüncelerinizin seyri değişir. başka türlü düşünmeye başka türlü yaşamaya başlarsınız.</p>
<p>Yazarımızın etkilendiği sevdiği yazarlar elbet vardır. Benim bildiklerim : ilk sırada Dostoyevski var. Baştada söylediğimiz gibi Orhan Okay dan etkilenmiştir. Mustafa Kutlu ilk başlarda hikayeye yönlendiren insanlardan birisidir bildiğim kadarıyla. Nazan hanıma göre bir metin eğer yüksek sesle okunduğunda anlamsız gelmiyorsa, o metin edebi bir metindir. öyle düşünür öyle yazar. bu yüzden Nazan hanımın yazdığı metinleri okurken şiirsel bir havada göze çarpar. Ama bu tadında bırakılmış bir havadır. Okuyuşu süsler zenginleştirir ve akıcı hale getirir. Ve sırf şiirsel olsun diyede yazılmamıştır, süslenmemiştir elbet. Bunu yazdığı herhangi bir metni okuduğunuzda anlarsınız. her metinde birşeyler saklıdır. adeta gizli bir hazineyi bulmak gibi hisseder insan Nazan Bekiroğlunu okurken. Okuyucunun çabalamasını ister, düz metinler sunmaz, okuyucu düşünsün uğraşsın birazda kendisi bulsun ister. Dediğimiz gibi Dostoyevski onun için çok özeldir. Çehov hakeza öyle, Tolstoy hakeza öyle. Türk edebiyatının büyük bi kısmına hakimdir Nazan hanım. Özellikle Ahmet Hamdi, Yakup Kadri, Nihal Atsın. Daha bir önem verir onların duyulmasına görülmesine sanki. kitaplarda ki kahramanlarla karşılaşmak gibi bir hayali vardır, kitap okuyanların çoğunda olan belki. Veyahut sevdiği yazarlarla ömründe bir kez olsun karşılaşıp ona birşeyler sormak veyahut sadece onları dinlemek. Dostoyevski’ nin evine ve yatılı kaldığı okuluna gidip görmüştür işbu sebeple belki. birgün karşılaşıp birer bardak çay içimlikte olsa bir sohbet imkanımız olur umarım.</p>
<p>Nazan Bekiroğlu nun röportajları bile çok eğiticidir edebi manada. yazıları yol göstericidir aynı zamanda. Ülkemizde böyle bir yazar olması bu ülke için bir kazançtır, bir övünç kaynağıdır, bir onurdur. Türkçenin aslında ne kadar güzel kullanılabileceğinin görülmesi açısından ve bir edebi metin ne kadar güzel yapılabilir görülmesi açısından kitapları okunmalı ve okutulmalıdır görüşündeyim. Okurken hızlı Okuma kurallarına riayet ederek değil altı çizilerek durup düşünerek, hazmederek okunması gerektiği kanaatindeyim.<br />
bir yazı ne kadar anlatabilir büyük bir yazarı ? kendi cümleleri ile yazdığı kitapları dururken.<br />
keyifli okumalar&#8230;</p>
<p>Yazar : Muhammed Aksoy</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/cumle-kapisi-nazan-bekiroglu/">Cümle Kapısı,  Nazan Bekiroğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://arnavutkoyhaber.com.tr/cumle-kapisi-nazan-bekiroglu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Kalemde İşid</title>
		<link>https://arnavutkoyhaber.com.tr/bir-kalemde-isid/</link>
					<comments>https://arnavutkoyhaber.com.tr/bir-kalemde-isid/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[&#62;]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2014 03:32:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arnavutkoyhaber.com.tr/?p=3308</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzün en önemli tartışmalarından birtaneside hiç şübhesizki İşid gerçeğidir.Şimdi öncelikle İşid’i tanıyalım. Irak savaşının &#8216;nın&#8230;</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/bir-kalemde-isid/">Bir Kalemde İşid</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzün en önemli tartışmalarından birtaneside hiç şübhesizki İşid gerçeğidir.Şimdi öncelikle İşid’i tanıyalım. Irak savaşının &#8216;nın ilk yıllarında kurulan 2004 yılında El Kaide&#8217;ye bağlılığını ilan eden grup , bir süre sonra Irak El-Kaidesi adını aldı. Grup genelde Sunni topluluklardan oluşur.Grubun ilk aktif lideri(2003) Ebu Musab Zerkavi’dir.(2010’dan) günümüze ise lideri Ebubekir Bağdadi olmuştur.Değerli dostlarım İşid 3 Ocak 2014’ te bağımsızlığını ilan etti . Irak Şam İslam Devleti olarak bağımsızlığını ilan eden bu grup daha sonra çok geçmeden 29 Haziran 2014’de ise Hilafeti ilan etti.Başkentleri bugün Irak sınırları içerisinde yer alan Rakkadır . Peki nasıl olduda bir anda bu kadar büyüdü ve Dünyanın gündemine oturdu bu grup . Evet Kuruluş yıllarından bu zamana kadar petrol kaynakları yakınında bulunan ve petrol kuyularını ele geçiren grubun en önemli geliri petrol olduğu için dünyada en zengin terör örgütü olarak görülmektedir. Türk istihbarat birimlerinin son değerlendirme raporlarına göre, şu an IŞİD&#8217;in içinde 600-700 Türk olduğu tahmin edilmektedir. Örgütün gücü tam olarak bilinmemekle birlikte binlerce savaşçıya sahip olduğu tahmin edilmekte. 2006&#8217;da ABD istihbaratının hazırladığı raporda Irak El Kaidesi&#8217;nin kurucu ve üst düzey üye sayısının 1.000&#8217;den fazla olduğu belirtildi. Grubunun intihar saldırılarından dolayı çok sayıda üyesini kaybettiği bildirildi fakat bunun grubun gücü üzerinde çok az etkisi olduğu belirtildi. ABD&#8217;nin Irak&#8217;tan çekilmesiyle örgütün üye sayısı ikiye katlanarak 1.000&#8217;den 2.500&#8217;e çıktı.Peki Gerçekten adı gibi İslam devletimiydi ve islamı,hilafeti ne kadar doğru uyguluyor.Günümüzde İşid Müslümanların hac ibadetini yerine getirdikleri yeri , Kabeyi yıkacaklarını şu şekilde dünyaya bildirdi . “Allah’ın izniyle Şeyhimiz el Bağdadi önderliğinde Mekke’de taşlara ibadet edenleri (Hacıları) öldürecek ve Allah’ın yerine ibadet edilen Kabe’yi de yıkacağız!” . Peki nasıl olurda Müslümanlığı temsil ettiğini söyleyenler , kabeyi yıkmayı hedeflerler . İşid militanları uzun saçlı , siyah kıyafetli , isimleri künyesinde ,yüzlerini kapatan kişilerdir İşte İslam dininde bazı hadisler şu şekilde bazı gerçekleri açıklıyor. &#8221;Siyah Sancakları gördüğünüz zaman, bulunduğunuz topraktan ayrılmayın. Sakın harekete geçip onlara kavuşmak istemeyin. Ellerinizi ve ayaklarınızı onların yolunda kıpırdatmayın&#8230;&#8221; Sonra maddi güçleri görülmeyen, önceden devletleri ve gurupları olmayan zayıf bir topluluk çıkacak. Bu zayıf topluluk, bir devlet kuramaz, bu topluluk kimseye zarar veremez zannedilecek ama, kalpleri demir parçaları gibi katı kalpli olacaklar. Onlar devlet kurma iddiasındadırlar. Hiç bir sözü dikkate almayacaklar, (ne barış anlaşması, nede karşılıklı müzakere&#8230;) İnsanları hakka çağıracaklar, fakat kendileri hak yol üzerinde olmayacaklar. İsimleri künyeli olacak. Asla kendi isimlerini kullanmayacaklar. Örneğin ebu turab (toprağın babası) gibi künyeler kullanacaklar. Nisbetleri karyeler olacak. Onların nisbeti yok. &#8221;EL BAĞDADİ,EL MAKDİSİ&#8221; ( Kudüslü, bağdatlı) gibi yaşadıkları yada doğdukları karyeler onların soy bağları olacak. Onların alametleri, kadın saçları gibi uzun saçlar bırakmalarıdır. Yaktıkları fitne ateşi, önce Şam&#8217;ı, sonra bütün ırağı, ve sonunda bütün Arap yarım adasını karıştıracak. Müslümanların canları bize helal dir diyerek müslümanlar şehit edilecek. Müslümana kafir yaftası vurarak, bu adam kafir oldu denilerek, kızlarını ve hanımlarını ganimet olarak alacaklar, Müslüman kafir oldu denilerek Müslümanın malını alacaklar&#8230; Onlar denizdeki dalgalar gibidirler, hiç bir amaçları ve gayeleri yoktur&#8230;Şuursuzca, ne yaptığını bilmez bir halde etraflarına saldıracaklardır. Gerçekten günümüzde öyle değimli değerli dostlarım bunların ne yaptığı belli değil şuursuzca etrafa saldırıyorlar ve kendilerini Müslümanları temsil ettiğini belirtip Müslümanları katleden aynı şekilde katleden kim ? Ben Müslüman kardeşlerimze şu sözü söylemek istiyorum ‘ Her müslümanım diyene itibar etme çünkü bazen her şey göründüğü gibi değildir kısacası Dibini görmediğimiz suya atlamayalım ve aldanmayalım . Zaman her şeyin göstergesidir Bakalım bunların sonu nereye gidecek .Bekleyelim ve görelim . Hoşçakalın dostlarım…</p>
<p>Yazar : Burak Saka</p>
<p><a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr/bir-kalemde-isid/">Bir Kalemde İşid</a> yazısı ilk önce <a href="https://arnavutkoyhaber.com.tr">Arnavutköy Haber | Arnavutköy Haberleri</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://arnavutkoyhaber.com.tr/bir-kalemde-isid/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
