17 Ağustos 1999, saat 03.02

0
105
views

Asrın depremi olarak anılan 17 Ağustos Marmara Depremi, bugün 15. yılına giriyor.

17 Ağustos 1999 sabahı, saat 03.02’de gerçekleşen, Kocaeli Gölcük merkezli deprem, 7,5 büyüklüğünde meydana gelmiş, büyük çapta can ve mal kaybına neden olmuştu. Türkiye’nin, 15. yılında hala izlerini silemediği deprem, tüm Marmara Bölgesi’nde, Ankara’dan İzmir’e kadar geniş bir alanda hissedilmiş, büyük afetin ardından resmi rakamlara göre 17 bin 480 kişi hayatını kaybetmiş ve 23 bin’i aşkın kişi ise yaralanmıştı.

İŞTE DEPREMDEN GERİYE KALAN HAYAT HİKAYELERİ

Marmara Depremi’nin ardından 15 yıl geçse de yaşanan acılar ilk günkü tazeliğini koruyor. Kocaeli’nin Gölcük İlçesi’nde büyük felaketi yaşayan Sevim Kanca (37), deprem nedeniyle erken dünyaya getirdiği oğlunu enkazda ayağında sallayarak uyuttu, çadırda büyüttü. Yaz tatili nedeniyle boyacılık yaparak annesine yardımcı olan Küçük Yasin, depremin yaşandığı dakikaların yıldönümünde yaş gününü kutlayacak.

Gölcük’te yaşayan Sevim Kanca, yaklaşık 18 bin kişinin öldüğü on binlerce kişinin de yaralandığı 17 Ağustos depreminden 30 dakika önce bir hafta erken başlayan sancıları yüzünden hastaneye kaldırıldı. Depremin başlaması ile birlikte korkunca erken doğum yapan genç anne, “Yasin” adını verdiği oğlunu evi yıkıldığı için enkazların üzerinde ayağında sallayarak uyuttu, devletin verdiği yiyeceklerle doyurup, çadırda kalarak büyüttü.

Depremin kendisinde ve çocuklarında büyük acılar bıraktığını 17 Ağustos sonrası kendilerini toparlayamadıklarını söyleyen Sevim Kanca, “Depremin yaşandığı 17 ağustos günü Yasin’e hamileydim. Doğum için bir hafta sürem vardı. Saat 02.30’da doğuma bir hafta kalmasına rağmen sanıcılarım erken başladı. Beni hastaneye getirdiler. Hastanede yatarken bir anda deprem oldu. Kabus dolu 45 dakika yaşadım. Korkudan erken doğum yapıp çocuğumu dünyaya getirdim. Taburcu olunca evimiz yıkıldığı için Yasin’i çadırlar kuruluncaya kadar enkazların arasında ayağımda uyuttum, dağıtılan yiyeceklerden doyurdum. Çadırlar verilince burada yaşamaya başladık.  18 bin kişinin öldüğü depremde doğan Yasin bize acı olayın en güzel hediyesi oldu” dedi.

Depremin ilk dakikalarında dünyaya gelen oğlu Yasin’in doğum günü olduğunu söyleyen Sevim Keskin, “Mutlu gününü ne oğlum nede biz doyasıya kutlayamıyoruz. Her halde en acı doğum günü 17 Ağustos’tur” diye konuştu.

derin-bir-uyku

O GECE HAYALLERİ YIKILDI

Kocaeli’nin Körfez  ilçesinde yıkılan evlerinin enkazından 36 saat sonra eşiyle birlikte burunları  bile kanamadan çıkartılan Kemal Yıldırım, ölen oğlu, hamile gelini ve torununun  yasını tutmaya devam ediyor.

Deprem günü oğlu Engin’le birlikte gece yarısına kadar oturduklarını,  oğullarının daha sonra evine gittiğini anlatan Yıldırım, aradan 1-2 saat geçmeden  depremin meydana geldiğini dile getirerek, eşiyle 36 saat boyunca enkaz altında  kaldığını belirtti.

Beton yığınları altındayken dışardaki sesleri duyduklarını ancak  konuşulanları anlamadıklarını ifade eden Yıldırım, bağırmalarına rağmen seslerini  dışarıya duyuramadıklarını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam etti:

“Bir kabusta gibiydik, sanki ölmeden mezara girmiştik. Dışarıdan köpek  sesi duyunca eşim tuğlayla duvara vurmaya başladı. Daha sonra bizi kurtardılar.  Oğlum Engin, hamile gelinim Semra ve 9 yaşındaki torunum Onur, enkaz altında  kalarak yaşamını yitirdi. Gelinimin doğumuna 15 gün kalmış, doğacak kız  torunumuza hazırlık yapıyorduk.”

Deprem sonrası binanın tamamen yıkıldığını ve bir süre sonra Barbaros  Mahallesi’ndeki evlerine taşındıklarını anlatan Kemal Yıldırım, “Depremden  yaklaşık 3 yıl önce buradaki evimizden, yeni yaptırdığımız binaya taşınmıştık.  Bina depremde yıkılınca yeniden buraya taşındık” dedi.

EVLATLARI İÇİN ŞİİR YAZIYOR

Kocaeli’nin Gölcük  ilçesinde depremde yıkılan evlerinin enkazından yara almadan kurtulan ancak 13 ve  6 yaşlarındaki 2 çocuğunu da kaybeden Erdoğan Ağdaş, evlatlarına duyduğu özlemi  yazdığı şiirlere döküyor.

Başiskele ilçesinde yaşayan Ağdaş, Marmara depreminde Gölcük İhsaniye’de  bulunan Yılmaz Kent Konutları’nda oturduklarını söyledi.

“O gece” saat 03.02’de depremle uyandığını ve hemen çocuklarının  odasına koştuğunu ifade eden Ağdaş, “Ancak sağa sola savrulmaktan evlatlarıma  yetişmedim. Sonra evimizin bulunduğu bina yıkıldı, eşim ve 2 çocuğumla enkazın  altında kaldık” diye konuştu.

Dışarı çıktığında hemen çocuklarını aramaya başladığını anlatan Ağdaş,  “Ancak yan bina çocuklarımın bulunduğu odanın üzerine devrilmişti. Ne yaptıysak  çocuklarımı bulundukları yerden çıkaramadık, çok çaresiz kaldık. Sonuç olarak  çocuklarımı kurtaramadım. 1,5 gün sonra İstanbul’dan gelen bir kurtarma ekibi  çocuklarımın cenazesini bulunduğu yerden çıkardı” dedi.

İki çocuğunu da depremde kaybetmesinin ardından hem eşinin hem de  kendisinin çok acı çektiğini belirten Ağdaş, “Üzüntü yersiz. Onları bize Allahım  verdi, sonra yanına geri aldı. Daha sonra zaten çocuğumuz olmadı” dedi.

ŞİİR KİTABI ÇIKARDI

Depremde kaybettiği evlatlarına duyduğu özlemi şiirlere döktüğünü  söyleyen Ağdaş, sözlerini şöyle tamamladı:

“Eskiden beri şiir yazardım, şiirle düşüncelerimi anlatırdım. Ama  bunları hiç bir araya toplamamıştım. Depremde çocuklarımı kaybedince, çok büyük  acıları görünce, sanırım içimdeki duygu yoğunluğu daha fazla arttı. Sonra bu  şiirleri toplamaya başladım. Ardından da yazdığım şiirlerle bir kitap oluşturdum  ve bastırdım. Çocuklarıma özel yazdığım şiirleri kitaba koymadım. Kitapta depremi  yaşayanların yaşadığı duyguları insanlara anlattım. Depremde yaşadığımız acıları,  depremi yaşayan insanların neler çektiğini, tüm kamuoyunun öğrenmesi için o şiiri  yazdım. Deprem şiirini de ona göre yazdım.”

KENDİ HAYATTA KALDI AMA…

Marmara  depreminde 3 saat enkaz altında kaldıktan sonra ağır yaralı olarak kurtarılan  Nagihan Çamur, depremde annesi ve erkek kardeşini kaybetti, kendisi ise omurilik  felci olmasına rağmen hayatın zorluklarıyla mücadeleye devam ediyor.

Kocaeli’nin Gölcük ilçesine bağlı Kavaklı Mahallesindeki 7 katlı  apartmanın 4. katında ailesiyle birlikte otururken, Marmara depreminde evleri  yıkılan 36 yaşındaki Nagihan Çamur, hayatını değiştiren “o  gece”yi anlattı.

Deprem sırasında evlerinin 4-5 saniye gibi kısa bir sürede yıkıldığını,  annesi, ablası ve erkek kardeşiyle enkaz altında kaldığını ifade eden Çamur, evin  tavanın üzerine yıkılması nedeniyle hareket edemediğini söyledi.

“AİLEM BENİ ÖLDÜ SANMIŞ”

Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavisinin sürdüğü sırada  ailesinden günlerce hiç haber alamadığını söyleyen Nagihan Çamur, şunları  kaydetti:

“Hastanede ameliyatlarım oldu, fizik tedavi gördüm. Omurilik felci  olmuştum. Ailem beni öldü sanmış, bulamamışlar. Annemin, kardeşimin cenazesi ile  uğraşırken benden de haber alamadılar. Bizim odada ayağı kesik bir kız vardı. 13  yaşında Özge. Onlar da Adapazarlıydı. Her gelene söylüyordum, zaten dayımın cep  telefonunu veriyorum, anneannemin telefonunu veriyorum falan ama telefonlar  çekmiyor zaten. Özge’nin dedesi geldi. Ona ‘Adapazarı’nda şu mahallede amcamlar  oturuyor gidip haber verirseniz bana ulaşabilirler’ dedim. 5’inci günün sonunda  bana ulaştılar.”

15 YILDIR KIZINI ARIYOR

Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde  yıkılan evlerinin enkazından yaralı olarak çıkarılan Nilgün Karamel, 6  yaşındayken 17 ağustos 1999’daki Marmara depreminde kaybolan kızını 15 yıldır  bitmeyen bir umutla arıyor.

Gölcük’te yaşayan Karamel, Kavaklı  Mahallesi’nde evlerinin bulunduğu binanın Marmara depreminde yıkıldığını,  kendisinin yaklaşık 12, eşinin ise 14 saat sonra enkazdan yaralı olarak  çıkarıldığını söyledi.

İlçedeki askeri hastanede yapılan ilk müdahalelerin ardından eşinin ve  kendisinin de aralarında bulunduğu bazı yaralıların İstanbul’daki çeşitli  hastanelere sevk edildiğini anlatan Karamel, “Ben yaklaşık 15 gün devam eden  müdahalelerin ardından taburcu edildim. Eşim ise 65 gün hastanede kaldı” dedi.

Hastanede bilinci yerine gediğinde ilk olarak kızı Gözde’yi sorduğunu  ancak kimsenin kendisine cevap veremediğini ifade eden Karamel, hastaneden  taburcu olduğunda ise Gölcük’e dönerek kızını aramaya başladığını anlattı.

O dönem yakınlarıyla birlikte yaptıkları aramalarda herhangi bir sonuca  ulaşamadıklarını ifade eden Karamel, sözlerine şöyle devam etti:

“Kızım her şeyimdi. Deprem olduğunda eşimle birlikte ona koşarken,  kapısının önünde enkazın altında kaldık. O bizim hayatımızdı. Gitmediğim kapı,  sormadığım kişi kalmadı. Kimse bana doğru dürüst bir cevap vermedi. Depremden  yaklaşık 1 ay sonra görüştüğümüz komşumuz teğmen S.S, deprem gecesi Gözde’yi  oturduğumuz binanın yanındaki boş bir alanda bulmuş. Gözde de herhangi bir yara  felan yokmuş. Kendisi hafif yaralı olduğundan Gözde’yi de yanına alarak  Gölcük’teki askeri hastaneye gitmiş. Kızımın elini hiç bırakmadığını söylüyor.  Teğmen S.S, hastaneye ulaştıktan bir süre sonra bayılmış. Sonra kızımı bir daha  görmemiş.”

SAKAT KALINCA BAŞKASIYLE EVLENDİ

Kocaeli’de, 17 ağustos  Marmara depreminde yıkılan evlerinin enkazı altında kalan Şükran Salas, omuriliği  zedelendiği için 15 yıldır yatağa mahkum yaşam mücadelesi veriyor.

Karamürsel’deki Tabakhane  Mahallesi’nde bulunan 4 katlı bir apartmanın giriş katında oturan Salas ailesi,  17 Ağustos gecesi saat 03.02’de yaşanan depremde yıkılan binanın enkazı altında  kaldı.

Yaklaşık 18 saat süren çalışmaların sonunda anne İslim Salas hafif, o  tarihte 26 yaşında olan kızı Şükran Salas ise ağır yaralı olarak kurtarıldı.  Beton kütlelerinin altında kalan 20 yaşındaki Fatoş Salas ise hayatını kaybetti.

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavisi bir yıl  devam eden Şüran Salas hayata döndü ancak omuriliği zedelendiği için vücudunun  boyundan aşağı bölümü felç oldu.

DEPREM OLMASAYDI EVLENECEKTİ

Kendisinin de o tarihte 26 yaşında olduğunu ve evlilik hayalleri  kurduğunu ifade eden Salas, “Depremle hayallerim de yıkıldı. Deprem olmasaydı üç  gün sonra evleneceğim kişinin ailesi istemeye gelecekti. O zaman iki yıldır süren  arkadaşlığımızı evlilikle noktalayacaktık. Ben sakat kalınca o kişi de başkasıyla  evlenmiş” dedi.

Şimdi en büyük zevkinin camdan dışarı bakmak olduğunu ifade eden Şükran Salas, sözlerine şöyle devam etti:

“Nasıl güzeldim… Şimdi dışarı bile çıkamıyorum. Denizi göremiyorum,  deniz kokusunu, yürümeyi, çiğ köfte yoğurmayı, et yemeyi çok özledim. Eskiden  yürüdüğüm yerleri hayal ediyorum, eski günlerimi gözümde canlandırıyorum. Her şey  o kadar zor ki… Deprem öncesiyle sonrası çok farklı. Hayallerimiz, umutlarımız,  her şeyimiz gitti. Çok büyük acılar yaşadık. Allah bir daha o günleri  yaşatmasın.”

Şükran Salas, depremin ardından arkadaşlarının ve yakınlarının  kendilerini unuttuğunu, çok yalnız kaldıklarını belirterek, “Sağlığımda çok  arkadaşım vardı artık hiçbiri ziyaretime gelmiyor. Sadece 17 ağustosta  hatırlanıyor sonra yine unutuluyorum” dedi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here