İstanbul son su havzasını da kaybedecek!

0
110
views
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin 3. Havaalanı için seçilen bölge ile ilgili hazırlamış olduğu raporu kamuoyuna açıkladı.

“ÇEVRE JEOLOJİSİ AÇISINDAN 3. HAVAALANI“ başlılkı raporun sonuç bölümünde, İstanbul’un son su havzasını da kaybedeceği ilere sürüldü.

İşte rapordaki o bölüm: 

Artarak yaygınlaşan kum ve taş ocakları, bir yandan İstanbul’un son ormanlık alanlarını geri dönülmez şekilde tahrip ederken, İstanbul ve yakın çevresindeki köyler ve hatta ilçeler için de göç sürecin diğer bir ifadeyle yok olma sürecini başlatacaktır. Doğaldır ki bu durum İstanbul’un da yok olma süreci olacaktır, çünkü tüm bu alanlar, sahip oldukları jeolojik ve jeomorfolojik özellikleri gereği aynı zamanda İstanbul’un son içme ve kullanma suyu kaynaklarının da bulunduğu en önemli yeraltı ve yerüstü suyu havzalarıdır.
Karadeniz sahili boyunca Kuzey ormanlarının kapladığı alanlardaki sedimanter kayalar kırıklı-çatlaklı-boşluklu yapılarından dolayı yeraltı sularının beslenim, dolaşım ve depolanmasını sağlayan önemli akifer kayalarıdır. Bu kayalardan sızan yağış suları Durusu (Terkoz), Küçükçekmece ve Büyükçekmece göllerini, kaynakları ve barajları beslemektedir. Benzer şekilde ormanlık alanlarda humuslu üst toprak zonu da (vadoz zon) gözenekli yapısından dolayı yeraltı sularının kolayca sızması için mükemmel ortamlardır.

3. Havaalanı inşaatında bir yandan zemin iyileştirmede kullanılacak kayaları temin amacıyla yeni taş ocakları açılması, diğer yandan havaalanı ve yol inşaatları nedeniyle onlarca kilometre kare alanın betonlaşması, akifer sistemi geri dönüşümü olmayacak şekilde tahrip edecek; göller, kaynaklar ve barajlar yeraltı suyu ile beslenemediği için zaman içinde kuruyup, yok olacaktır. Ekosistemi dönüşü mümkün olmayacak şekilde bozan bu faaliyetler aynı zamanda İstanbul’un Avrupa yakasının yeraltı su kaynaklarının tümüyle yok olmasına neden olacaktır. Aynı zamanda 3. Havaalanı, 3. köprü, çılgın kanal gibi bilimsel altyapıdan yoksun projeler, İstanbul’un tehlikeli boyutlara ulaşmış nüfus artışını daha da körükleyerek kontrolden çıkmasına, bağlantılı olarak su kıtlığına neden olacaktır ki bu da İstanbul’u bekleyen bir diğer ölümcül tehlikedir.

Bu projelerle ilişkili olarak, yeraltı suyu havzalarını bekleyen bir diğer tehlike de kentleşme ve beraberinde getireceği sanayileşmenin doğuracağı atık sulardır. Bilindiği gibi evsel atık sular biyolojik arıtma ile temizlense de sanayi atık sularını biyolojik olarak arıtmak mümkün değildir. Yeterince temizlenmeden sisteme verilecek bu suların, yeraltı suyunun kalitesini bozması da kaçınılmazdır. Öte yandan, 1990 lı yılların başından beri kömür üretimi yapılmayan bu bölgedeki çukur alanlarda oluşan göllerdeki sular, kömürün bileşiminde bulunan As, Hg, Cd, Pb, Ni, Cr, Fe, Mn gibi toksik elementler açısından son derece kirlenmiştir. Kömür maden atıklarındaki Pirit mineralinin, yukarıda kısaca belirtilmiş olduğu gibi, oksitlenmesiyle oluşan asit ortamda, toksik elementlerin kömür atıklarından liç olduğu (Asit Kömür Drenajı) ve başta yüzey ve yeraltı suları olmak üzere, ekosisteme girerek çok ciddi çevre kirlenmesi oluşturduğu bilimsel çalışmalardan biline bir gerçektir. Havaalanı yapılacak bölgede fizikokimyasal özellikleri bilinmeyen bu göllerdeki suların kontrolsüz bir şekilde Karadeniz’e deşarjı, deniz suyu kirliliğine de neden olunmaktadır. Bu durum, bilimden uzak hazırlanan projenin çevreye nasıl büyük zararlar vereceğinin en net kanıtı değil mi?

Sonuç Olarak

İstanbul’da yapımı planlanmış olan üçüncü havaalanı için yer seçiminin Nisan-2013 tarihli Nihai ÇED raporunda da açıkça belirtilen ve aşağıda sıralanan riskler ve oluşabilecek sorunlara rağmen bilgi ve sağduyudan uzak bir yaklaşımla yapılmış olduğu gerçeği, her geçen gün halktan saklanamayacak şekilde ortaya çıkmaktadır.
İstanbul’da yapımı planlanmış olan üçüncü havaalanı için seçilen yerle ilgili sakıncalar ve riskler
1-Jeolojik durum
2-Jeomorfolojik durum
3-Hidrojeolojik etki
4- Kuşlar ve göç yolları,
5-Heyelanlar (yüzeysel ve derin heyelanların etkisi)
6-Bitki florası
7-Tarım ve hayvancılık
8-Doğal kaynaklar (Fosil yakıtlar, kömür ocakları), (kil, kum ve agrega ocakları)
9-Deprem ve tektonik yapı

Belirlenmiş olan yerin, havaalanı yapımına ne zemin ne de çevre açısından uygun olmadığını gösteren yukarıdaki nedenlerden dolayı uluslararası kredi kuruluşları bu projeye kredi vermemişler, devlet kredilere kefil olmak gereğini duymuştur. Bunun ne anlama geldiğini anlamak için kişilerin özel bir çaba harcaması gerekmez.
Pistleri ve apronları oluşturabilmek için yaklaşık 2,5 milyar metreküp malzeme kullanılarak yer yer 105 m ye varan kalınlıklarda dolgu yapılacak olması, zeminin çok zayıf olması nedeniyle çok büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Bu zeminin, üzerine yapılacak bu kadar kalın dolguyu çökmeden taşıması ancak çok özel uygulamalarla olanaklıdır. Bu tür uygulamaları bu kadar büyük bir alanda gerçekleştirmek ise ancak masa başında olanaklıdır.

Yukarıda belirtilen riskleri gidermek için planlanan çalışmalar Nisan-2013 tarihli Nihai ÇED aşağıdaki gibi sıralanmıştır:
1-Mevcut göl ve göletlerin su tahliyesi
2-Göl tabanında oluşan suya doygun sedimentlerin bertaraf edilmesi ve uzaklaştırılması, bataklıkların kurutulması
3-Yapılacak kazılar ve çıkan hafriyatın uzaklaştırılması
4-Dolgu çalışmaları
4.1-Malzeme seçimi
4.2-Yüksek dolgular (105 m max.)
4.3-Oluşabilecek ani oturmalar
4.4-Heyelanların önlenmesi
4.5-Dolgu malzemesi ihtiyacı ve sıkıntısı
5-Jeolojik olarak uygun olmayan zemin yapısı
6-Mevcut ağaç ve orman yapısının durumu ve korunması
7-İş sağlığı ve güvenliğinin sağlanamaması ve iş kazaları

Dolgu miktarını azaltma durumunda bile bu sorunun çözülememesi de, yine başlangıçta yapılmış olduğu gibi üstesinden gelinemeyecek yeni bir sorunlar yaratacaktır. Bu çözümsüzlüğü görmezden gelen zihniyet, dolgu kalınlığını 40 m kadar alçaltma macerasına girişmiştir. Pistlerin şu anki yönü kabaca kuzey-güney doğrultusundadır. Pistlerin yönünü büyük ölçüde batı-doğuya doğru çevirmeden bu alçaltma işlemi nasıl sağlanacaktır? Öğrenildiği kadarıyla pistlerin yönlerini çevirmeden yükseltinin azaltılması sağlanacakmış! Uçuş güvenliği bakımından pistlerin yönlerinin çok önemli olduğu göz önüne alındığında yer seçimindeki bilimdışı yaklaşımın ürkütücü bir şekilde bu projeye egemen olduğu çok belirgin olarak görülmektedir. Bu gerçeği görmemek için özel bir çaba harcamak gerekmektedir.

ÇED raporunda belirtilen riskler ve bu risklere karşı yapılması gereken çalışmalara karşın, yükseklik düşürülmesine gerekçe olarak kanal projesinin gecikmiş olmasının gösterilmesi gerçeklerin saklanması çabasıdır. Zira kendisi başlı başına bir macera olan kanalın yapılması durumunda, onun kazısından çıkacak gerecin ancak çok az bir bölümü havaalanı dolgusunda kullanılabilecek özelliklerde olacaktır.

Tüm bilimsel veriler göz ardı edilerek havaalanının inatla bu yanlış yerde yapımına devam edilmesi durumunda uygun dolgu gereci sağlamak bahanesi ile Kemerburgaz-Göktürk batısındaki ve de Kilyos’un güneybatısındaki ormanlık alanların talan edileceği ve akifer sistemin yok olacağı gerçeğine kendimizi hazırlamamız gerekir. Seçilen alan bugünkü konumuyla bile Karadeniz sis kuşağı içinde kuş göç yolları üzerinde çok tehlikeli bir konumdadır. Proje sonrasında oluşacak tüm bu tehlikeler Nisan-2013 tarihli Nihai ÇED raporunda aşağıdaki başlıklar şeklinde belirtilmiştir.

Nisan-2013 tarihli Nihai ÇED raporunda belirtilen Proje sonrası oluşacak sorunlar:
1-Jeolojik yapının projeye uygun olmaması nedeniyle oluşabilecek sıvılaşma potansiyeli
2-Yapılacak 2,5 milyar m3 lük dolgulardan kaynaklanan taşıma gücü sorunları
3-Oluşacak ani ve uzun vadede oturmalar
4-Deprem ve sismik aktiviteler sonrası oluşacak sorunlar
5-Derin kazılar ve heyelan durumu
6-Yeraltı suyu ve hidrojeolojik yapının dolgulara etkisi
7-Proje sürecinde ve sonrasında oluşacak çevresel atıklar
8-Atık yönetimi ve sorunu, (tıbbi, evsel, atık yağlar, tehlikeli atıklar, katı atıklar, ambalaj atıkarı)
9-Seller ve su baskınları
10-Tarım ve hayvancılığa verilen zararlar
11-Proje çevresinde oluşabilecek muhtemel çarpık kentleşme ve etkisi
12-Sosyolojik etmenler (ülke nüfusunun bir bölgede yoğunlaşması ve oluşabilecek yönetimsel
boşluklar)
Yapılması planlanan ve hatta yapımına başlanan İstanbul 3. Havaalanı Projesi jeopolitik ve stratejik olarak önemli ise de, net olan şu ki bölgenin tüm yapısal özellikleri,  bilimsel araştırma ve çalışmalar ve sosyolojik etmenler proje yerinin yanlış seçildiğini işaret etmektedir.(Yeni Asya)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here